24 Aralık 2012 Pazartesi

Hikaye Yazmak Hüzün Yazmak Mıdır?

 Okumayıisteyipbirtürlüokumayabaslayamadığımyazarlarlistesi diye bir listem olsaydı, içinde bir sürü isim olurdu. Bunlardan biri de Fatma Barbarosoğlu olurdı. Artık o listeden çıkardı, zira ilk F.Barbarosoğlu kitabımı okumuş bulunmaktaydım.

 Bazı kişiler 'Bak o yazarı okumaya ilk şu kitapla başla, diğeri ilk kitap için uygun değil.' gibi cümleler kurarlar ya, bir türlü çözemedim mantığını, neye göre karar veriyoruz? Ben hiç öyle şeyler öneremiyorum da, çok üzülüyorum. Aslına bakarsınız pek de savunucusu değilim böyle önerilerin. Çoğu zaman olduğu gibi insanları özgür bırakma taraftarı, kendileri keşfetsin savunucusuyum. Nerden geldik bu konuya? Hıh. Bana kimse şu kitabını ilk oku gibi önerilerde bulunmadı, ben seçtim: Senin Hikayen.



  Ben eskiden kitapları okurken hepsini yazarın gerçek hayatından bir parça gibi düşünürdüm. Hala olur ya, ister istemez. Senin Hikayen'de de her hikayeden sonra böyle şeyler düşünüp, 'ben  hikayeleştirilebilecek şeyler yaşıyor muyum, gözümden mi kaçırıyorum bazı şeyleri' gibi düşüncelere daldım-belki çocukça-. Belki de hikaye yazabilmek için hatıraları sıkı sıkı sahiplenmek gerek.

 Zaman zaman da hikaye yazmakla 'hüzün yazmak' eşdeğer şeyler mi diye düşünmekten kendimi alamadım. Hikayelerdeki hüznü gördükçe, ben hiç bir zaman hikaye yazamıycam galiba diyorum-hayır hüzün yaşamadığımdan değil-, sonra geçiyor. Benim hikayelerim 'benim hikayelerim' olacaksa, 'kendim' gibi olabilir diyorum.
  
 En beğendiğim hikaye mi? Yalan Makinesi. 
 Ve bir cümle: 'Hür olmak için önemsiz olmak gerektir.'

 Öyleyse ben gideyim. Okunacak çok F.Barbarosoğlu kitabı var daha.
 Hikayelerinizi düşünün.
 Hikayelerinizi mutlandırın.
 Teşekkürlü okumalarımız olsun inşAllah^^

19 Aralık 2012 Çarşamba

Süper Çocuk'la Tanıştık


Bugün iki tane konuğumuz var; Süper Çocuk ve Ebrar(9)-kardeşim-.
Hoş geldiniz diyelim önce ^^

Çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmasını isteriz hep, hediye kitaplar alırız, alışsın, sevsin diye, arada bir de 'Hadi kitap oku.' falan deriz. Yani sizi bilmem ama ben derim. Sonra düşündüm de; bunu söylemek itici oluyor. Sonra cümlemi 'Hadi birbirimize kitap okuyalım mı?' diye değiştirmeye karar verdim. Şimdilerde zaman zaman bunu yapıyoruz; artık Ebrar'ın bir tane birlikte okumaya devam ettiğimiz, bir de kendi okuduğu kitabı oluyor.

Birlikte okuduğumuz kitapların ilki: 
Süper Gözlerim Olsa Allah'ı Görebilir miyim?-Zeynep Sevde Paksu

  Z.Sevde Paksu'yu tuvitırdan tanıdım, nerden girdiğimi hiç hatırlamadığım bir şekilde sayfasına ve hakkında bilgilere ulaştım, takdir ettiğim biri oldu. Bu kitapla tanışmam da bu şekilde oldu yani. Kuzenlerime ve Ebrar'a aldım, aldığım duyumlara göre kuzenimin sınıfında dolaşıyormuş kitap, baya kişi okumuş, pek mutlandım. Zira  içinde çok faydalı bilgiler barındırıyor; eğlendirirken öğretiyor diyeyim mi şimdi klişe klişe? Ama öyle.


Tam bir süperbabannesi var Süper Çocuk'un, ikisi de pek maşAllahlıklar! 


Ve tabi gördüğünüz gibi çizimlerin sevimliliği, yazının puntosu bi' harika!

Vee konuğumuz Ebrar'ın deneme defterine* kitap hakkında yazdıkları-izin alınmıştır-;


Okumalı günleriniz olsun.
Hoşça bakın zatınıza.

Dipnot1*: Ebrar yazı yazmayı sever, hikayeler oluşturur falan. Ben de ona hediye defter almıştım, hepsini bir arada bulunduralım diye. Ben küçükken 'kompozisyon' yazmayı hiç sevmezdim, bu yüzden Ebrar'ın yazı yazmayı sevmesi çok hoşuma gidiyor.
Dipnot2: Çocuk kitapları hakkında yazan Bir Dolap Kitap'ın bugünkü yazısı da tam denk düştü. Çocuklara kitap özeti yazdırmanın gereksizliğini yazmış. Ben de özet yazma meselesini sevmeyenlerdenim, zira bu bir 'iş' olduğu için çocuk mekanik bir şekilde yapıyor, hatta yapmıyor. Çocuğun düşünceleri, hissettikleri, kitabın her noktasını hatırlamaktan daha önemli bana göre.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Güzel İnsanlara Güzellikler

..güzellikler deyince yaptığımı övmüş mü oluyorum? O minik şişeler her halukarda güzel ama.

 Bu şişelerle ilk tanışmamı anlatmıştım, meyve püresi şişeleri olduğunu da söylemiştim. -şişelerin son halini görenler artık şişeleri biriktirip bana veriyor, ben de mutlanıyorum.-

 Belki de güzel insanlara gidecekleri için tatlanıyorlar öyle, niyet önemli değil mi? En güzeli de sahiplerine ulaşınca, hemen minikle bir bağ kurduğunu görmek ^^ Minik şeyler hep sevimli değil mi zaten. Ben küçükken de oyuncaklarda annemin kullandığı eşyalarının çok benzer şekilde küçültülmüş olanlarını severdim. -şimdi de severim gerçi-

 Bazen düşüncelerimi belirli bir çerçevede toparlayamıyorum, cümlelerim çok dağınık oluyor; tıpkı şuan hissettiğim gibi. Ve böyle zamanlarda takıntılı mıyım, neyim diyorum; her zaman belirli bir planda ilerleyemez yazılar diğmii?


Minik şişeleri bulun, değerlendirin. -bu bir emir değildir.-



Renkleriniz eksik olmasın.
Muhabbetle kalın.

Dipnot: Dipnotum yok. Bu bir paradoks mudur? ^^

4 Aralık 2012 Salı

İlhamımIZ Geldi!

 Esselam,
 Yaptığım tişörtlerimdeki tasarımlar genelde bir anda aklıma gelmiş üzerinde önceden düşündüğüm konseptler olur, ya da şöyle diyeyim; öyle olduğunda rahatlıkla tişörtü yapmaya başlayabilirim. -tabi elimde beğendiğim,boyamaya uygun tişört olduğu müddetçe- 
  Ve bazen başkalarına bir şeyler yaparken ne kendinize, ne de yakınınızdaki sevdiklerinize o şeyden yapma fırsatı bulamadığınızı farkeder, ve üzülürsünüz.
   Semi'nin tişörtü için de bir tasarım düşünememiştim, ve bir an önce ona bir tişört yapmalıydım. Sonra oturduk Semi'yle ilhamı bekledik, gelmedi. Yazdık, çizdik. 'Aa şöyle mi olsa'lar uçuştu. Nil'in mini kliplerini izledik. -ilham verici çizimler- Sonra ortaya böyle bir fikir çıktı, Semi'nin orijinalliği tişörtüne yansıdı!

  Kelimeler demiştim, Semi de kelimeseverlerden, ve kelimelerini benimle paylaşanlardan. Bunun ne anlama geldiğini o yazımda söylemiştim. -anladın sen beni Semi'm-



Neymiiş, ilhamın nasıl geleceği belli olmazmııış ^^


Güzel kelimelerinizle, ve hayallerinizle kalasınız.
Muharrem ayının güzelliği devam ediyor. 

21 Muharrem 1433

2 Aralık 2012 Pazar

Bir Günün Halleri

 Hayatımızda zorunlu olarak yapmamız gereken şeyler olduğunda bir şekilde onları hayatımıza yerleştiririz. Ve onları yapınca günümüzü, zamanımızı değerlendirdik sanır, vicdan rahatlığıyla uyuyabiliriz. Belki!

  Böyle olmaması gerektiğine inanıyor olmam; 'Boş' diye tanımladığımız zamanların planlanması gerektiğini düşündürüyor bana. Yine zamanın kıymetini bilemediğimi düşünüp, 'Nasıl yapsam?' diye düşündüğüm zamanlardan birindeydim; ara sıra ziyaret ettiğim productivemuslim.com'a girdim. Yazının konusu verimli bir gün planının nasıl olacağına dairdi. Mutlandım, okudum ve kendime göre uyarladım, eksiği ve fazlalarıyla.

  Boş diye ithaf ettiğiniz bir günde bile bir programınızın olması size sıkıcı ve yorucu mu geliyor bilemem ama, bana iyi hissettiriyor. Zira 'boş vakit' diye geçirdiğim zamanlarda hesabını nasıl vereceğim diye düşünmek daha zor geliyor, mesela 'Çok ders çalışmıştım, 2 günümü bomboş geçirmeyi haketmiştim.' desem haklı bir sebep sunmuş olacak mıyım diye düşün/üyorum/meliyim.

  Tabii her zaman böyle şuurlu ve mantıklı olamıyorum; olmak için adımım olsun, programıım zamanımı değerlendirme duam olsun diye düşündüm. -böyle kocaman bir girizgâhla sıkıcı olmayı başardım bile, aferin.-



Sabah halleri:
 Sabah için en önemli mesele namaz için uyanabilmeyi başarmaktan sonra, namazdan sonra uyanık kalabilmeyi başarmak. Ben bunu başaramadığımda güne eksik başlamışım hissiyle uyandığım için, psikolojik olarak 1-0 yenik başlıyorum.

 - Namaz + Dua : Namaza uyanabilmek için öncelikle uyanacağına kendini ikna etmiş olmalı, ve uyumadan dua etmeli. Ben tanıdıklarımda görüyorum bazen; daha yatmadan 'Ben sabah namazlarına kalkamıyorum, uyanabilir miyim bilmem ki.' diyor, ve uyanamıyor hakikaten. Kalktıktan sonrasını;
         *sabah namazı ve ardından duamız
         * Kur'an-ı Kerim hatmimiz
         * meal okumamız
  şeklinde değerlendirilebiliriz.

Kerâhat Vakti : Kerâhat vaktini uyanık durup, o vakti değerlendirme sünnetini verimli bir zaman tanzimi için benimsemek lazım diye düşünüyorum. -gece erken yatmayı sevmeyenler için zor bir durum tabi ki.- Kerâhat vaktiyle ilgili hadislerin hangileri sahih bilmiyorum ama, ben o saatlerin bereketine inanıyorum. O vakti(45 dk) - şehirden şehire değişiyor, 6.50-7.00 civarı başlıyor şu günlerde-;
        * Günün planını yaparak; -herkesin program tarzı farklıdır tabi, ben belli aralıklarda neler yapacağımız yazıyorum mesela.-
        * Aylık planlarımızla -kitap planı, ders planı, ziyaretler-
        * Kitap okumalarıyla
        * Zikir/tesbih ile
        * Blog yazısı hazırlayarak =)
değerlendirebiliriz.

- Duha Namazı : Kerâhat vaktinin bitiminden öğle Kerâhatinin girmesine kadar kuşluk vakti dediğimiz zamanda kılınan namazdır. Efendimizin Ebu Hureyre'ye tavsiye niteliğinde söylediği rivayet ediliyor. İki, dört, altı istediğiniz rekat kılabiliyoruz.

  Sabah hallerini böyle güzel geçirdikten sonra, rahat rahat ütü yapıp, kahvaltı edip gideceğiniz yere hazırlanıyoruz :) Ben acele işleri hiç sevmediğim için, ve çok uyuduğumda mutlu olmadığım için sabahı değerlendirmek güne çok mutlu başlamama sebep.

Yol-Bekleme halleri :
 Evden çıkınca; 'Bismillahi tawakkaltu allah lah la hawla wala kuwata ila billa'
 Zamanımızın bir çoğunu da yolda ya da bir şeyleri/birilerini bekleyerek geçirebiliyoruz. Eğer hazırlıklı olursak, bu zamanlarımızı hem sıkılmadan, hem verimli geçirebiliriz. Ben 'Malzemelerim yanımda olduğu müddetçe, beklemek sorun değil.' derim :) Neler mi onlar;

 - Kitap;her daim olması gereken
 - Mp3ümüzü (ya da benim gibi telefon) güzel şeylerle(Kur'an-ı Kerim, ezgiler, ben pek kullanmıyorum ama sesli kitap) doldurmak -Productivemuslim: İslamize it :)-
 - Ya da süpper radyo programları olabiliyor, radyo dinlemek çok eğlenceli bi' şey bence.
 - Defter; An notları yazabiliriz, buluşmalarımızı, günlerimizi planlayabiliriz vs.
 - Tefekkür

 İş- Okul Halleri:
  Ve sonrasını yaptığımız, bulunduğumuz ortama göre düzenleme yapmalı. Orada da
 * Namaz vakitlerini önceden düşünüp hangi arada hangi namaza gitmen gerektiğini planlayalım ki, sonra 'Aa unutmuşum' demeyelim.
 * Aralardaki 'boş zaman'ın niteliği ve uzunluğuna göre yukarıdaki gibi aktiviteler de eklemek mümkün :)

  Bööyle uzun bir yazıdan alabileceğimiz biricik şey bile olsa mutluluktan uçarıım ^^
  Zamanın kıymetini bildiğimiz günlerimiz olsun inşAllah.
  Muhabbetle.

Dipnot 1: Ajandamız olmalı :) Ben Metis'in ajandasını çok seviyorum, 2013 de geliyorken söyleyeyim dedim.
Dipnot 2: Ben plan-program konusunda yazı yazacağım vaadi verdiğimde meraklananlar olmuştu, beklentileri mi yükselltim, ya da beklentiler ne yöndeydi bilemiyorum ama umuyorum ki işinize yarar.

29 Kasım 2012 Perşembe

Kitaplarla İlişki Durumum - II


* Kitaplarla haşır neşirliğim arttıkça kitaplara bakışımın da değiştiğini farkediyorum. 
* Roman okuma konusunda mesela; farklı düşünüyorum artık. İyi romanlar, roman okumanın da kıymetini ve anlamını öğretti. Romanlar giremediğim dünyalara giriş, tanımadığım insanlarla tanışma gibi bir şeymiş.
* Kitap okuma konusunda daha planlı gitmeye karar verdim. - plan, program gibi kelimelerin sıkıcılıkla eş değer olmadığını anlatan bir şeyler de yazmayı düşünüyorum bir ara-
* Ayın başında okuyacaklarıma karar verirken; biraz ruhuma hitap edenlerden, biraz alanıma -bu kısım biraz karışık, dipnotta- dair bir şeylerden, klasiklerden -küçüklüğümdeki kitap okuma durumumu biliyorsunuz, klasiklerden de epeyce eksiğim-, not aldığım yabancı yazarlardan ortaya karışık şeklinde yapmayı planlıyorum. 
* Yeni yazarlarla tanışmaya ağırlık veriyorum, zira tanışmayı istediğim o kadar çok kitap ve yazar var ki.
* Yeni kitap ve yazarlara birine sorup 'Bana yazar, kitap önerir misin?' diye karar vermiyorum hiç bir zaman. Bunu pat diye tanımadığım insanların arasına düşmek gibi düşünüyorum.
* Bir kitap/yazar hakkında sevdiğim bir yazar ya da blog yazarı bir şeyler yazmışsa merakım uyanıyor, sonra öncelikle yazarın hayatı hakkında bir şeyler okuyorum, başka yorumlar var mı ona bakıyorum, ekşi sözlükte neler yazılmış bakıyorum -başlıkları incelemeyi sevmem ekşide,sadece aradığıma bakarım-, böyle bir ön bilgiyle başladığımda okuduğum anlam kazıyor gibi geliyor.
* Tabi ki ön bilgi edinmeden okuduğum kitap/yazarlar oluyor, genellikle kütüphanede gezinirken dikkatimi çekerse, orada okumaya başlıyorum.
* Ve vikitap.com'u bilmeyen var mı? Sevimli.

  Bi' dakka ya!
  Bu kadar ayrıntıya nasıl girdim ben. Belki birilerine bir faydası dokunur.
  Kitaplarla kalın, hoşça kalın^^

Dipnot 1: Kitaplar hakkında atıp tuttuklarım sadece yaşantıma dayanmaktadır, fazlasını bekleyenlere faydası dokunacak şeyler değil.
Dipnot 2: Hıh alanım demiştim, lisansta matematik bölümü okuduğumu bilenler vardır, eğitim alanına merakımı da. Şu an formasyon alıyorum, artık kendimi yavaştan eğitimcilere dahil görebilir miyim?
Dipnot 3: Kitap okuma hevesimi artıran süpper bloglar: DicleGölgeliyolKendiniahmetsanansüleyman ^^

27 Kasım 2012 Salı

Sizin de Kelimeleriniz var mı?

'Bana kelimeler söylesene, seni tanımlasın!' dedim.
'Balon, abajur, gözlük, hotraf makinası, şemsiye, elma, bisiklet, yaprak, deney tüpü' dedi.

  Sizin de kelimeleriniz olur mu zaman zaman, sizi tanımlayan?
'Kendini tanımlamak' güçlü bir ifade oldu biliyorum, tabi ki o kadar derin bir şey değil bahsettiğim. Çevrenizdekiler sizin hakkınızda böyle kelimeler sıralayabilir mi?

  Ben çok yaparım bunu, sevdiklerimle sevdiklerimi paylaşmayı. -gizemini yok etmek gibi biraz, içini açmak gibi.- Bunun içine hayaller, endişeler, zevkler, takıntılar girebilir. Zamanın birinde biri 'Hayalini paylaştığın kişi sevdiğin kişidir.' demişti, o zamanlar bir zaman düşünmeme vesile olmuştu bu cümle. Şimdi düşündüğümde haklı olduğu kanısına varıyorum; hayalleri paylaşabildiğin, anlatabildiğin kişi çok şeyler paylaştığın biri olmalı, çok konuşmasan da seni anlamalı, böyle olmadığında hayalini anlamıyor, hayalini anlatmanın zevki kalmıyor. Ve o cümle az hayal kurduğumu düşünmeme de vesile olmuştu. Şimdi farkediyorum, az hayal kuran biriymişim o zamanlar. Zira şimdi o kadar çok kelimem var ki sevdiklerimle paylaştığım.
Kelimeleri olan ve benimle paylaşmak isteyen sevdiklerimi seviyorum ^^

 Nerelere gelmiş konu? Ne diyordum?
 Amine'm diyordum, benimle kelimelerini paylaştı; ben de tişörtünü yaptım.



Amine giysin tişörtünü musmutlu!
Muhabbetle, hayallerinizle kalasınız.

Dipnot1: Evet deney tüpünü bir yere iliştiremedim, üzgünüm.
Dipnot2: Tişört yapmayalı, paylaşmayalı çok oldu diyordum ama 9 ay olduğunu da farketmemiştim. Zaten bu tişörtü de vermeyi istediğimden yıllar sonra verdim gibi hissediyorum. Amine'nin sabrı için tebrik etmeliyim onu :)

15 Kasım 2012 Perşembe

Huzurlu Olsun!

..Hicri yeni yılımız!


Hicri yeni yılımıza ve dahi hadis-i şeriflerde* belirtildiği üzere Efendimiz(s.a.v)'in Ramazandan sonra en çok oruç tuttuğu aya girdik bugün. Huzurlu olsun duasındayım.
Muharrem'1 1434
Hayırlı sahurlar, iftarlar, tatlı Aşureler.

Dipnot:  Huzurlu olsun  diye dua ediyorum, ama ilk günümüzden Gazze'de huzursuzluk sebebi olanları Allah'a havale ediyorum! Elimden dua etmekten başka bir şey gelemiyor, üzülüyorum.
Dipnot*: “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.”
-İbni Mâce. Siyam: 43.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Boynumda Çarpı İşi / Cross Stitch on My Neck

 Bloguma girenler bir konu bütünlüğü olmamasından yakınıyor mu merak etsem de, hep aynı doğrultuda olmamak daha hoşuma gidiyor sanki. Bir zaman kitaplardan bahsedeyim, bazen düşünce dünyamdan, bazen mutluluk sebeplerimden. Şimdi sıra mutluluk sebeplerimden çarpı işinde yine.

  Çarpı işi her eşyamın üstüne kondu şu sıralarda. Farkettim de son zamanlarda yazdığım el sanatları yazılarının içeriği hep çarpı işi olmuş. Şu sıralar bitirmeye yeltendiğim tişörtlerim de var, gelecekler inşAllah. Tişört yapma süreçlerim çok uzuyor, istediğim tarzda tişört bulmanın zorluğundan, tasarlama konusunda çok ince eleyip sık dokumama kadar bir sürü etken var. Hal böyle olunca ufak tefek işler kolayıma geliyor, zaman açısından da tabi.


  Takılarla çok uğraşmıyordum aslında, ta ki Marpuççular Hanı*'nı keşfedene kadar. Eminönündeki bu çarşıya gitme fırastını geçen İstanbul'a gittiğimde buldum, orada yaşarken keşfedemediğime üzülmek bir yana, girince kendimi kaybetmişim, fotoğraf çekmek bile aklıma gelmemiş. Toptan satış yapan dükkanlar olduğu gibi, parekende satış yapan yerler de fazla. Orijinal, farklı şeyler bulmak mümkün, baya incelemeli tabi ki. Ve fiyatlar da oldukça uygun geldi bana. Satıcılar da sizi kendi halinize bırakıyorlar, istediğiniz kadar inceleyip seçebiliyorsunuz. Terapi gibiydi, çok eğlendim, heyecanlandım, mutlandım gezerken ^^


  Tatlı tatlı şeyler bulmuş olmanın mutluluğuyla handan ayrılırken, bir dükkanda şipşirin takılar, kol düğmeleri gördüm; ama ne yazık ki toptan satış yapıyorlardı. Kim bilir sattıkları yerde nasıl uçuk fiyatlarla satılıyorlardır diye düşünmeden edemedim.

Dipnot*: Marpuççular Hanı'na ulaşım için, Eminönü'nde Mısır çarşısının içinden ya da sağındaki yoldan geçince çıkan ilk ara yoldan yukarı doğru yürüdüğünüzde soldaki yazıları takip edin. 
Hoşça kalasınız.



To read in English;
 Although I'm curious whether visitors of my blog complain about losing integrity of the topics, I like writing about different topics; books, handcrafts, frame of my mind. Now, the topic is cross stitch again.
  I use cross stitch on my many goods. I lose a lot of time while designing a t-shirt, so it is easy to do small d.i.y projects.
 After I explore Marpuççular Bazaar, I do some ornaments, however I usually don't do ornaments. I like the bazaar. It is in Eminönü/İstanbul. While I was visiting the bazaar, I was so happy and excited. I find so lovely, intentive goods, as seen in the photographs.

Dearly.

6 Kasım 2012 Salı

Küçük Ağaç'ın Eğitimi / The Education of Little Tree


 Okuyalı çok -baya çok, yaklaşık 6 ay- olmasına rağmen hakkında bir şeyler söyleme isteğim dinmedi. Burada çoğunlukla sevdiğim kitapları yazıyorum, paylaşıyorum. Çünkü bir kitap hakkında olumsuz bir şeyler söylemeye pek dilim varmıyor, kem küm ediyorum günlük yaşamımda sorulursa da. Bir başkasına göre benim beğenmemem kitabın kalitesi ya da içeriği hakkında çok bir şey ifade etmeyebilir çünkü. Velhasılı kelam, bahsedilesi gördüğüm kitaplardan birindeyiz; yazar burada 'Sevdim!' demek istiyor.

  Bu kadar açıklamadan sonra;
  Sadece Küçük Ağaç'ın masum soruları için bile okunabilecek bir kitaptan konuşuyoruz. Evet Küçük Ağaç adında bir miniğin gözünden dünyaya bir bakış. Ama orası başka bir dünya! Çok gizemli oldu, olsun. Bu sebepten kitapta doğallığı, masumiyeti, mekanik hayatın tamamen dışında bir hayatı görmek mutlu hissettiriyor, ve sonra düşündürüyor. Bilgemsi tavrıyla konuşan büyükbabanın sözleri de kitabın önemli kısmını oluşturuyor. İnsanın ve dahi bütün canlıların değerini bilmeyi, onları sevmeyi öğrenen Küçük Ağaç'ın dünyaya zaran veren, kıyıcı insanları anlayamaması normaldi tabi ki. Anlayamadı da. O her şeyi insancıl, içinden geldiği gibi, samimi, duyarlı şekilde yapan bir çocuk olmayı öğrenmişti.

  Ben kitabı okurken bir çocuğa ne kadar çok şeyin öğretilebileceğini, ne kadar olgun bir çocuk olabileceğini ve ne kadar üretken olabileceğini anladım, bunun mekanik bir şekilde, samimiyetsiz olamayacağını da. Sonra zaman zaman aklımda daha önceden TEDtalksda izlediğim/dinlediğim bir konuşma belirdi, eğitimin öneminden ve çocukların nasıl eğitilebilceğinden bahseden:


"Büyükbaba dedi ki anlamak gerekirmiş. Ama birçok insan anlamak istemezmiş çünkü anlamak zahmetli işmiş."
Düşünmeli, faydalanmalı okumalar.
Kitap okunmadan geçen günlerimiz olmasın inşAllah.
Hoşça kalın ^^
Dipnot: Kitabın kapağıyla aynı renkte kalemle altını çizmeyi seviyorum.

 To read in English;
 Although I read the book The Education of Little Tree 6 month ago, I don't restrained my desire to say something about it. In my blogposts I usually write about the books I like, since I don't want to say negative things about any book.

 After some explanations;
 It's a book that can be read only for questions of The Little Tree. It's like looking at the world through the eyes of  a child. The child had learned to love, value the living. The child couldn't understand how a person is chopper, and wasteful.
 The story shows us how a child can be grown up as mature, and productive. While I was reading the book, I remembered Ken Robinson's talk above.

Good readings.

1 Kasım 2012 Perşembe

Yine 'Farkındalık' Diyorum

fotoğraf alıntıdır.

..neyin farkındalığı?
Ekmeğin kıymetinin.

 Evet ekmek dedim! Genel anlamda nimet. Şükrünün kendi cinsinden, ancak kıymeti bilinerek olabileceği ekmek.
Geçen gün haberlerde ne kadar çok ekmeğin çöplere atıldığından bahsedilirken, babam askerlik zamanlarını anlatmaya başladı ve ben yine 'farkındasızlığımızı' farkettim.

 Dedi ki babam:
 'Biz askerdeyken ekmekler karnımızı doyurmaya yetmezdi. Sınırlı sayıda hakkımız vardı, biraz fazla ekmek bulsak kıyafetimizin arasına saklar, acıkınca yerdik. Bir gün çarşı iznine çıktığımda çöpte bütün atılmış ekmekler görünce o kadar şaşırdım ki, nasıl atarlar ekmeği diye düşündüm. Neredeyse alıp saklayacaktım.'

 O kıymetin farkına varmak için ekmek kuyruklarına girip sayıyla ekmek mi almamız gerekiyor illa ki.-kendime de söylüyorum bunu.- Aslında o durumu yaşamadan da farkında olmamızı sağlayacak bir gerçek var ki; yarın belki yarından da yakın hesaba çekileceğiz kıymetini bilmediğimiz her zerreden.

 O zaman düşünelim, neler yapabiliriz:
- Çok ekmeğimiz varsa, daha bayatlamadan dondurucuya koyup ihtiyacımız olduğunda çıkarınca taze taze yeriz. -annem yapıyor, ve tadı değişmiyor.-
  Bu fırsatı kaçırıp bayatlatmışssak:
- Kıtır ekmek (ekmeği küçük parçalara ayırıp, zeytinyağı, karabiber, kekik, naneye bulayıp fırında kızartmak). Çorbayla pek nefis oluyor.
- Fırında kızartılmış küçük parçaların üstüne domatesli sarımsaklı sos ve üstüne kızartılmış biber,patates, patlıcan -canınız ne isterse-, ve yoğurt. Bu da lezzetli.
  Böyle şeylere kafa yormalıyız, zira;

 "Andolsun o gün elbet ve elbet (verilen) nimet(ler)den hesaba çekileceksiniz."
-Tekasür Suresi-

Tefekkürle kalasınız.

Dipnot: Bu öz eleştiri yazısıdır, size öğüt vereyim niyetiyle değil, birlikte hatırlayalım amacıyla yazdım. Yazmak hatırlmayı kolaylaştırır  ya hani, ve duyduğumu/bildiğimi paylaşmamak yük üzerimde.


29 Ekim 2012 Pazartesi

Bayramdan Arda Kalanlar

 ..öncelikle hafif bir hüzün.
- Bayramlar artık babaannemin yokluğunu derinden hissettiğimiz zamanlar olmasından ötürü -bundan sonraki- her bayramda olacak bir hüzün. -o bizimleyken evimiz bayram kaç günse o kadar gün dolu olurdu.-

 ..sonrasında dualı + miniklerle + şükürlü -yaşayan anneanne ve dede evinde olmaktan ötürü- + hediyeleşmeli
- Anneannemlerde evin curcunasını gördükçe geniiiş bir aile olduğumuzu düşünüp düşünüp şükrederken, her bayram büyüyen ve yenileri eklenen minikleri izleyip gülümsedim.



-Ben bayramları hediyeleşmek için en güzel zamanlar olarak atfediyorum. Elimden gelse gördüğüm her insana beğendiği bir şeylerden yapmak/almak isterim, ancak olamıyor. Ben de bu bayram her bayramdan biraz daha fazlasını yapıp miniklerin hediyelerinin yanına büyükleri de eklemek istedim. Yetiştirebildiğim kadarıyla hediyeleşme çemberimi genişletmenin şükrünü yaşadım ^^



Bayramınız güzel geçmiştir inşAllah.


Hoşça bakın zatınıza.
Duasız kalmayalım.

Dipnot 1: Bu ara havlularla haşır neşirim, ayrı bir yazı daha gelebilir. Ev kızı mı oldum ne? Part taym :)
Dipnot 2: Bayramda yazıp, bayram duaları yapayım istemiştim aslında, ama yazamadım. Sağlık olsun diğimi?

15 Ekim 2012 Pazartesi

Müjde: Yarın Zilhicce'1

 Kıymetli zamanlar diyorum ya ben hani, bir kıymetli zaman daha geldi. 

 Efendimiz(s.a.v)'in "Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah (cc) nezdinde daha makbuldür."* bahsettiği bir aya giriyor olmak müjde değil midir? Hiç haber vermiyorsun demiyesiniz diye haber edeyim, ben müjdemi aldım diyeyim istedim.

 Diğer aylarda olduğu gibi Zilhicce ayında yapılabilecek en güzel ibadetlerin başında -oruç- geliyor. Bu aydaki bir gün orucun kaç bin güne, kaç deve kurban etmeye denk geldiğiyle ilgili hadis-i şerifleri paylaşmayacağım; zira bence tek bir hadis-i şerif kıymetlerini anlatıyor. Rabb(cc) için bu kadar sevimli, kıymetli olduğunu bilmem de yetiyor. 

 Ben de tam diyordum ki;



..dediğim günleri özledim.
-Ramazan özlemi dindirme fırsatı geldi.-
Hayırlı sahurlar, iftarlar, oruçlar.
Muhabbet ile.

Zilkade'29 1433

Dipnot 1* : Hadis-i Şerif İmam Gazali'den rivayet.
Dipnot 2: Zilhicce'nin 10. günü bayram, bilmeyen olabilir diye düşündüm.

11 Ekim 2012 Perşembe

Etaminim Eksik Olmasın

 Etamin kumaş ve çarpı işi ikilisine sevgim günden güne artıyor.
 Ortaokulda el işi dersindeki panomu yaparken tanışmıştım bu ikiliyle. Daha sonraları pek yanaşmadım. Sanırım hep klasik modeller karşıma çıktığından pek ilgimi çekenlerden olamadı. Ama artık bloglarda* öyle güzel şeyler görüyordum ki, dayanamayıp yeniden aramı düzelttim bu ikiliyle.
 
  Şimdilerde ise çarpı işi broşlar favorilerim olmakla birlikte, çarpı işi çanta yapmışlığım da var. Geçenlerde kınasından bahsettiğim arkadaşımın düğününde bana eşlik etmesi içindi bu çanta. Öyle pek profesyonel bir dikimi olmasa da kendi emeğim olduğu için severek taşıdım o gün.



Açma-kapama içinse şöyle çıt-çıt diktim.


Ve benim broşum.


Huzurla kalasınız.

Dipnot 1*: Genişzamanlar çarpı işi konusunda bi' harika!
Dipnot 2: Hayatım düzene giriyor, dualarınız için razı olsunlar gönderiyorum^^

9 Ekim 2012 Salı

Artık Amin Maalouf'u Tanıyorum

Artık diyorum;
..çünkü 2 sene evvel, arkadaşımın Amin Maalouf kitabını gördüğümde, 'Bu yazarı hiç duymadım.' demiştim, ve utanacağım bir cevap almıştım; 'Hiç duymadın mıı, çok ünlü bir yazar!'

 Bu sebepten Amin Maalouf'u okumuş olmanın rahatlığıyla yazıyorum. E o da benim ayıbımmış tabi. -Ama söylemiştim; kitaplarla olan ilişkimi sıcak hale getirmem zaman aldı.-



 Amin Maalouf(Emin Maluf) Lübnanlı bir gazeteci-yazar. Kitapları hakkında genel bir şey söylemek için çok erken sanıyorum, bir kitap okumuşken 'Sen bi' sus!' derler sonra bana.
  Doğunun Limanlarından bahsedecek olursam; öncelikle romanın içine girebilmek kolay, ve bu kitabı daha iyi hissetmenizi sağlıyor. -ben her romanda böyle olamıyorum da, bu yüzden vurgulamak istedim-

  Kitabın yarısı bittiğinde, kitap hakkında yorumları merak etmeye başladım, ve yorumları okuduğumda 'Otobüs gibi halka açık yerlerde okumayın, ağlayabilirsiniz.', 'Ben gözyaşlarıma hakim olamadım.' türevinde şeyler gördüm. Ağlamayacağımı bilsem de, 'Acaba?' dedim, ama ağlamadım. Aslına bakarsanız, ben kitapta aşk temasının bu kadar ön planda olduğunu bilmeden okumaya başlamıştım, meğer aşk romanıymış. -kitapları okumadan haklarında detaylı bilgi edinmeyi çok sevmiyorum da, böyle şeyler oluyor sonra- Bu durumdan şikayetçiymişim gibi oldu şimdi de, hayır hayır güzel bir doğrultuda ilerledi, daha fazla detay vermeyeyim ^^

* Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.

   Kitapta en etkilendiğim kısımlardan biri 'tımarhane'deki hastaların hissettiklerini biraz olsun anlamama yardımcı olan kısımdı. Duyguların, hisleri anlatımını sevdim sanırım.

   Diğer etkilendiğim konu ise, sınır kavramı oldu. Ve anladım ki; sınır çok şey anlatan bir kelime, sınırla ilgili problemler yaşayan insanlar da çok hüzünlü.

* Uzak mı? Aslında bizi ayıran topu topu bir kaç kilometrelik muhteşem bir sahil yolu, ama lanet olasıca bir sınır ve nefret ve anlayışsızlık aramıza girdi. 

Tefekkürlü okumalarımız olsun.
Kitaplarımızı elimize almadığımız günümüz olmasın inşAllah!
Âmin!

7 Ekim 2012 Pazar

Blogum Dergisini duymuş muydunuz?

Duymadıysanız; Blogum Dergisi Ekim ayı konuk yazarın olduğum, yazarlarının bloggerlardan oluştuğu, 4. sayısını online olarak çıkarmış bir dergicik.

                      

  Duanız bol olsun.
 Dipnot: 26-29 arasında Delibu! var ^^

4 Ekim 2012 Perşembe

Yeni Bir Bakış Açısı

..kazandım ÜçYusufÜçRüyaÜçGömlek kitabındaki bir cümle ve devamıyla. Belki bu sebeptendi o kitabın bendeki yerinin ayrı olması. Tek bir cümle bana anlatmayı hedeflediğinden fazla şey anlatmıştı belki de. Kitaplar tam da bu yüzden güzel değil miydi zaten; cümlelerle kendi dünyamıza yolculuk yapıp, cümledekinden fazlasını düşündürebildiği için? Bu cümleden aslında kitabı tanıttığım yazımda da bahsetmiştim.


'Gönlünün akmadığı şeyle sınanmış olmazsın ki!'

cümlesini okuduktan sonra bir kaç kez tekrarladım zihnimde, ve dahi ondan sonraki zamanlarda ara ara. Bilmediğim bir şey değildi, doğaüstü hiç değildi; sadece daha çarpıcıydı! Yeniden düşünmeme vesileydi; hatta yeni bir bakış açısı kazanmama da. 
  
    'Her ibadeti yapabiliyorum da X'i yapmak zor geliyor, o da tam olmayıversin ne yapalım. Her konuda dikkat edebiliyorum da, Y konusunda kendime hakim olamıyorum.' 
..benzeri cümleleriniz olmuş mudur bilmiyorum, benim olmuştur. Ve bunlara cevap olabilecek en güzel cümleyi bulmuştum. Ve o cümle bana diyordu ki; 'Sen ancak o yanlış yaptığını yapmadığında sınavı geçeceksin; diğer yaptığın ibadetlerin sevaplarının toplamı sadece o yapamadığına denk belki de! Çünkü diğer ibadetleri yaparken, ve günahlardan kaçarken zorlanmıyorsun zaten, kıymetli olan kalbinin kötü olana gitmesine rağmen O'nun istediğine gitmeye çalışmak.' diyordu. Sonra dahasını ekliyordu; 'Kalbinin isteğini yerine getirmek mi, O istediği için kalbinin istediğinden vazgeçmek mi değerli? Bunun cevabını bildiğin halde, neden bu hal?' Ve cümlenin devamındaki cümleler ufkumu daha da genişletiyordu.

' Sınanmadığımız günahların masumu sayamayız kendimizi. Sınanıp kaybedenleri görünce de, sırf sınanmayışımızdan yüzünden masum kalışımızı da başkalarını ayıplama gerekçesi yapamayız.' 

 Gönlümüzün aktığı şeyler başka başka olduğuna göre, sınandıklarımız da başkaydı. Bu sebepten herkes sınanmadığından dolayı masum sayıyordu kendini. Gönlünün aktıklarının doğru olduğundan emin miydi ki?

  Çok ince ve derin düşünülmesi gereken bir mevzu hakkında yazdığımı hissettim şu an. Ama beni derinlere sürükleyen bu cümleleri paylaşmadan edemedim. Kitabı okuyalı ve bunları düşüneli çok olmuştu, aklımdan çıkmadı. 
  Tefekkür edebileceğimiz kitaplardan mahrum kalmayalım duasıyla ^^

Dipnot: Dua etmeye devam eder misiniz? :) 

22 Eylül 2012 Cumartesi

Geçmiş Zaman Güzellikleri

 Geçmiş zaman dediysem; 11 Eylüle dair şeyler anlatacağım.
 11 Eylül, 2010 ve 2011'de olduğu gibi 2012'de önemliydi, ve (inşAllah) nice gelecek yıllarda da önemli olacaktı. Zira kıymetli insanların dünyaya geldikleri zaman da kıymetliydi benim için.

  Kıymetlerini ifade etmek zordu tabi de; kendimce ifade etme yöntemlerimi denedim yine. Hem zaten onlara arkadaşlarının söylediği 'Kuzeninle çok iyi geçiniyorsunuz.' ne güzel cümlesine verdikleri karşılıklardan da anlaşılıyordu yakınlığımız, neyse, böyle şeyler çok söylenmezdi değil mi? :)

  Velhasılı kelam;
  Onlara güzellikler hazırlamak istedim, hem veda da edeyazmışken. Yurtlarında ağızları tatlansın, kıyafetleri şirinleşsin, ayakları da üşümesin istedim.





Bu mama kutularını gördükçe kafamda canlanan tatlı şeyleri yapma fırsatını bu şekilde bulmuş oldum. Kardeşceğizimin de o mamaları sevmesi bonusum. Yine bir kutum daha var süslenmeyi bekleyen ^^



Ve kalpli pastamız. 
-Çubuk fikri KakaoluPasta* blogundan.-


Çikolata Kavanozum bloguna hayranlığımı bildirmek istedim, zira çok orijinal tarifler var. Ve ben yemek yapma konusunda ehişte'lik bir insanım. Unutmuşum bak, güzel yemek yapanlara da gıpta edebilirim.

Dipnot 1: Çubukları kasaptan aldım, şiş kebap yapılan şişler, aklınıza ne kullanayım diye gelirse söyleyeyim dedim. Tarif veremiyorum, bari bu işe yarayayım ^^

Dipnot 2: Önümüzdeki haftalar hayatımın düzene girme aşamaları, dua istesem edenler olur bence.

Sevgiler.
Dualar.
O'nunla kalasınız.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kitap Yazamadım, Ama Çizdim.


* Çok kişinin 'kitabımın çıktığı zamanlar' diye hayalleri vardır diye düşünürüm ben. Yani yazmayı seven biri olarak -ben- kitap yazabilmeyi çok sık hayal ederim. 'Belki bir gün, bir yerde, kitabımı imzalarken ... ' Eda Eda uyan hadi!' gibi mesela ^^
* Okumak da ayrı bir nimet. Okuyabilmek, okumanın hakkını verebilmek bambaşka. 'Oku!' emrine ilk muhatap olan en güzel Okuyucunun(s.a.v) bildiğimiz anlamda okuma-yazma bilmediğini düşünmüş müydünüz hiç? Bunu düşününce Metin Karabaşoğlu'nun 'başka türlü okumalar' tabiri geliyor aklıma.
* 'Ne ola ki başka türlü okumalar?' deyip bir düşünün bakalım. Sonra da gidip bir Oyuncak Tamirhanesi kitabı alıp tefekkürle okuyun.
* Bir de çizmek diye bir güzel eylem var. Tabi çizebilmek de var. Ve benim gibi güzel çizebilenleri kıskananlar var bir de.
* Ben güzel yazanları da, güzel okuyanları da kıskanıyorum gerçi.
* Biliyorum kıskançlık güzel bir şey değil, gıpta etmeliyim.

Okuyalım, yazalım, çizelim.
Öyleyse bunlarla kalın ve tabii sevgiyle =)

30 Ağustos 2012 Perşembe

Kalbi Olanlar Kötülüğe Direnebilir / Kalbin Direnişi


 - 'Şimdiye kadar neden Kemal Sayar okumamışım ki?' diye bir serzenişle giriş yapsam ne kadar beğendiğimi ifade etmiş olurum sanırım. - Ama serzenişler  falan hiç hoş şeyler değil bunlar. Okumamışım, vardır bir hikmeti.

  K.Sayar bir psikiyatr, ve sanırım bu benim okuduklarımdan etkilenmemde önemli yer kapladı. Hayır hayır, sandığınız gibi değil. Bu psikiyatri alanına olan ilgimden kaynaklanan bir durum değildi; bir psikiyatrın kendi alanına olan mesafesinden, ve beyinden önce kalbi öncelikli tutmasından kaynaklanan bir etkilenmeydi. Zira son zamanlarda yaşadığım ve dahi çokça duyduğum olaylardan sonra psikiyatrların her şeyi 'ilaç'larla çözmeye çalıştıklarını sanmaya başlamıştım.

   Kalbin Direnişi 'modern' çağ insanının nasıl bir dehliz içinde olduğunu, çalkantılarını, buhranlarını, ikilemlerini, başarı-sız-lıklarını sorgulayan bir kitap. Ve bence bu sorgulamayı önemli bir açıdan yapıyor; kalb/inanç eksenli. Çözüm ise; kalbin direnişi.
 
   Ve ben anlıyorum ki; gün geçtikçe 'kavram'larımız dahi başkalaşıyor; 'modern' bir anlam kazanıyor, çok gerekliymişcesine. Aile başkalaşıyor, arkadaşlık eksenini değiştiriyor, hayatın anlamı yönünü değiştiriyor, gezi/seyehat başka bir hal alıyor, mahrem nedir deniyor, terapinin şekli değişiyor, başarının ölçüsü diplomalarımız, sınav sonuçlarımız oluyor ve dahası.


Bana bunları düşündürenden alıntı yapmalı öyleyse;

* Çocuklarımıza sunabileceğimiz en değerli hediyeyi esirgiyoruz onlardan; zaman. Sohbet için hiç vaktimiz yok. Hayat için umarsız bir koşturmaca.

* Neden zahmete, oluşa, çileye dayalı bir manevi yönelişi tercih etmiyorlar? Bu sorunun cevabı insanların modernitenin sunduğu zihinsel ve fiziksel konfordan vazgeçmeden içsel boşluklarını doldurmak istemelerinde aranmalı.
Bu çok çarpıcı bir soru ve cevap benim nezdimde. Maneviyatın bile kolayına,hızlısına mı kaçıyoruz? -

* Depresyon antidepresanların yaygınlaşması ve yan etkilerinin azaltılmasıyla daha çok teşhis edilemeye başlanmıştır.
diyorsa bir psikiyatr, oturup düşünmeli.

* Bu ilaçların sunduğu 'yeni benlik', hafif ve geçicidir; yaşantıdan değil, ilaçların sağladığı enerjiden köken alır. Dolayısıyla zorlukları nasıl  yendiğimiz konusunda bize bir öykü sunmaz.

* Seyyahla turist arasında fark vardır. Seyyah gittiği yere ruhunu da götürür, yeni yaşantılara açıktır. Öte yanda turist şehirlere, insanlara nüfuz etmez.  Seyyah gittiği yerler video kameraya kaydedip, dönüşte eşe dosta göstermez. Ama dilinde , her yolculuğun sonunda anlatabileceği hikayeleri vardır. 
Böyle bir karşılaştırmayı daha önce hiç düşünmediğimden belki de, hoşuma gitti.

Ve alıntılamayı istediğim bir sürü cümle.
Tefekkürlü okumalar ola.
Sevgiyle ^^
 

28 Ağustos 2012 Salı

Truman'ın Yalan Dünyası'nda mıyız?


 İlknot: Filmi izlemeyenlerin neyi anlattığımı pek anlamayacaklarını söylemeliyim. Filmi izledikten sonra cümlelerim anlamlanabilir.

 Geçenlerde gittiğim bir seminerde 5 yıl önce felsefe hocamın izlettiği The Truman Show'u tekrar izlerken, kendimi de gözlemleme fırsatı yakaladığımı hissettim. İzlediği filmi tekrar nadiren izleyen, okuduğu kitabı (çizdiğim yerlerine tekrar bakmak dışında) tekrar okumayan ben, aslında bu tekrar işinin bir nevi kendindeki değişimi-gelişimi fark ettirme olduğunu anladım.

  Truman'ı izlerken o zamanlar anlayamadığım, farkına varamadığım, dikkatsiz olduğum ayrıntıları farkettim, olayları yorumlama biçimimin değiştiğini de görmüş oldum. Değişmeyen şey ise; filmi yine çok beğenerek ve şaşırarak izlediğim.

  Truman 'Ay çok ilginç ve komik bir film.' cümleleriyle izleneceği gibi, 'Halimiz ne kadar da benzeri.' diye  sorgulanarak da izlenebilecek bir film diye düşünüyorum. Belki de Truman'ı kendinize çok yakın bulacaksınız.  Yaşadığımız şu dünya, Truman'ın yalan dünyasından pek de farksız değil aslında. Truman Show'u bir sistem eleştirisi olarak izlediğimizde her şey daha da anlamlanıyor.

'Dünyanın gerçeklerini bize sunulan haliyle kabul ederiz.'

cümlesi geçiyordu filmin bir yerinde. Aklıma medya geliyor, ve bize sunulan 'gerçekler,acılar', önemli olanını da olmayanını da onlar belirliyor
  
     * Medya, kitle iletişim demişken, Truman'ı izleyenlerin sabahlıklarının Trumanın eşiyle aynı olması, Trumanlı yastıklarının olması gibi ayrıntılar dikkatimi celbeden şeylerden biriydi. Zira biz de böyle değil miyiz?
Hürrem Yüzüğü, Fatmagül Terliği gibi kavramlarımız var!

     * Truman hayatını sorgularken, ya da çabalarken karısı geçmiş kakao reklamı yapıyor; gülünç gelse de bizim hayatımız da bu kadar iğreti aslında. Ve Truman sorgulamasaydı o sistemin çıkış kapısını bulamayacaktı. 'Akletmez misiniz?' sorusunun Kur'an-ı Kerimde çokça vurgulananlardan olmasının hikmeti geliyor sonra aklıma.


Öyleyse sorgulamalı, akletmeli, tefekkürlü zamanlarımız olsun inşAllah.
İyi seyirler.
   

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Zaman 'Kına' Olursa

 Kına gecesi dediğimiz şey 'adet'ler bütünü olması hasebiyle 'ayy kına gecesi olsun da gidelim' dediğim bir şey olmamıştır hiç bir zaman. Kına gecesinde 'sevmek, eğlenmek, hüzünlenmek' duygularını yaşamak ancak çok sevdiğim birinin(*) kınasına gittiğimde mümkün/müş benim için.

  Bir ritüel söz konusuydu ve yapılması gerekenler vardı. Ve hepimize görevler düşüyordu/düşmeliydi. Bazısı müzik seçmeli,  bazısı güzel oynamalı, bazısı kuaföre gidip eşlik etmeli, ben de taçları hazırlama gibi ulvi görevi üstlenmeliydim. Zira bana en uygun olanı da o değil miydi zaten.


  Önce Eminönü'ne gidip malzemeler alınmalıydı. Malzemelerin fotoğrafı çekilmeliydi ki, blogda yeni gelin adaylarına faydası dokunsundu:
 
  1. Tül : Metresi 3,5 TL. 1 metresi 4 katlı idi, ben 1 metreden 6 tane yaptım, ama daha kıs yapılırsa 8 tane yapılabilir. Daha ucuzu da var, bunu seçme sebebim parlak ve zarif olmasıydı. Bence kırmızı olması gerekli de değil, ama kına sahibim, canım konsepti kırmızı düzenledi, tülü de kırmızı istedi.

 2. Gül : Paketinde 144 tane var, 6 TL.
 3. Taç : 12'li paketler halinde buldum ben, 2,5 TL. Şarkhandan bulabildim, her yerde yoktu.
 4. Tüy : 100lü sanırım paketi, 3 TL falandı sanırım. Bu da 'Delibu stayl' olsun adına taçlara benim yorumumdu.
 5. Silikon Tabancası : 7,5 TL. Uzun zamandır almayı isteyip alamadığım silikon tabancamı bu sebeple almış oldum, mutluyum.
 6. İğne, iplik : Tülü büzdürmek için gerekli.


Ne kadar çok olursa o kadar iyiymiş, gönlü kalmasın kimsenin diye.


Hoşça bakın zatınıza.

(*) : 5 yıllık yurt, ev, oda, okul, gezi, ve bissürü şey arkadaşımın kınası.
Dipnot: Düğünlerini 'gelenek' aşamalarını atlatıp, O'nun istediği ölçülerde yapabilen arkadaşlarıma buradan sevgilerimi gönderiyorum, Rabb'im mes'ud etsin inşAllah.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Zaman 'Bayram' Oldu

 Ramazanın gidişi hüzne sebepti; bu hüzne ancak bayram sevinci iyi gelirdi, 'Rabb ne güzel günler yaratmış bizim için' diyordum tam bu anlarda.


  Bayramın tanımı herkes için başka.
  Ben mesela diyorum ki şu an;

  Bayramın 2. günü bomboş olan köyde, 1. gün cümbürcemaat olabilmekti Bayram.

 Sizin oralarda nasıldır bilmem. Bizim buralarda (bu tabiri çok severim) köylerin bayram günleri vardır. Ve bizim köyde en heyecanlı günü olan 1. günde bayram vardır. Bayramların kadim zamanlardaki güzelliğinin olmadığından dem vurulsa da; güzel zamanlar bayramlar. Tabi en güzel bayram çocukların, sonra anneanne-dedelerin, sonra ise anne-babaların bence. Bizim(20li yaşlar) için ise;

    'Ee okul nasıl?Bitirince ne yapacaksın?Şu meslek de şöyle-böyle..Mezun oldun, n'apcan şimdi?' gibi soruları 4444.defa cevaplamak, ve hala güleryüzlü olmaya çalışmaktı Bayram.
Ve buna rağmen Bayramda mutlu olabilmekti  :)

  Hani demiştim ya, en güzel çocuklar içindi Bayram, Peygamber efendimiz de 'Bayram sevincini paylaşmak ibadettir.' diyordu, öyleyse;

Çocukların sevincine sevinç katmaktı, ve yaptıklarının daha da anlamlanmasıydı Bayram.


Musmutlu, haphayırlı, huphuzurlu bayramlar ola! ^^


Dipnot 1: Bir silikon tabancanız varsa, tac yapmak çok kolaymış. Çarpı işini yaptıktan sonra, istediğim boyuttaki mukavva ve elyaf kullanıp etamini mukavvanın arkasından büzdürerek diktim. Oluşan çirkin görüntüyü kapatmak için yuvarlak keçe kesip yapıştırdım, ve yaptığımı önce tüle sonra taca yapıştırdım, bu kadarcık.
Dipnot 2: Bazen öyle güzel yorumlar yazıyorsunuz ki, yazdıklarım mutluluğumu ifade edemiyor. Affola.

Hoşça bakın zatınıza :)

16 Ağustos 2012 Perşembe

Ramazan Gitmeden Ramazana Mektup

Sevgili Ramazan;

 'Sen geldin, huzur geldi.' diyoruz ya hani, sebepsiz değil huzurumuz. Sadece Ramazan kelimesini duymak bile huzura sebepken, yanında getirdiğin huzursebeplerin vardı.

 * Teravihlerin vardı mesela. İnsanlar teravih var mı yok mu diye tartışadururken, ve ben nafile bir ibadetin varlığının yokluğunun nasıl tartışıldığına anlam veremezken, teravihe kaçmak en mantıklısıydı. Teravihe giden yoldaki sohbetleri, teravih arkadaşlıklarını ve 'birlik'i teravihe kaçanlar kapacaktı zira. Teravih Enderun usulüyse lezzeti daha da artardı, 4 rekat aralarında okunan ilahilerde 'Merbaha Ya Şehr-i Ramazan' derken heyecanlanıp, 'Elveda Ya Şehr-i Ramazan' derken hüzünlenirdik, kıymetini bir kez daha anlardık.


* Bahçe iftarları yapabildik sayende. Sen olmasan illa ki bir kişi eksik olurdu, ama sen varken kimse başka işle uğraşamıyordu, iftar 'birlik'ti bu yüzden. 


* Sen her yerde ayrı güzeldin sevgili Ramazan şüphesiz, fakat İstanbul'da bir ayrı güzeldin. Üsküdar'da denizi izleyerek iftar yapabilirdik mesela, ve ailemizle yaptığımız iftarlardaki çeşitlere inat tek çeşit yemek yeyip doyulabileceğini anlayabilirdik.


* Mukabelelerin vardı sonra, Kur'anla daha fazla hemhal olmamız gerektiğini farkettiren. O'na kavuştuğumuz aydın sen aynı zamanda, Kadir Gecesi'ni kapsayan. 

* Sen zaten bereket ayıydın da zaten, bilgi anlamında da bereketliydin. Diş kirası gibi  güzel bir geleneği öğrenmek için geciktiğimi farkettirdin mesela. Osmanlı zamanlarında saraylarda iftarlar verilir, ve herkes davetli olurmuş. Misafirlere davetlerine icabet ederek ev sahiplerine sevap kazandırdıkları, mutlu ettikleri için diş kirası adında keseler verilirmiş. Bu keselerde ufak hediyeler olurmuş, fakir olanlara ise altınlar, akçeler verilirmiş. Bu zarif geleneğin bizdeki hali 'kalem' oldu, bence güzel oldu Sevgili Ramazan.

  Sevgili Ramazan; seninle farklılaşan, güzelleşen hayatlarımız var. Bu güzel bir şey olsa da, sen gidince yine farklılaşmayalım diye dua ediyorum. Güzelliklerinin azıcığını bizimle bırakıp gider misin?

Hayırlı iftarlar, teravihler, ukular, sahurlar ^^

Dipnot: Bir 'merhaba' demeli :)